Spor, insana centilmenliği, saygıyı, dayanışmayı öğretmesi gereken bir alan iken, ne yazık ki bizim coğrafyamızda öfkenin, nefretin ve şiddetin arenasına dönüştü.
Tribünlerde yankılanan küfürler, sahada birbirine giren oyuncular, hatta çocukların önünde yaşanan taşkınlıklar artık olağan hale geldi.
Oysa sporun özü, rakibe karşı değil kendi sınırlarına karşı mücadele etmektir.
Bugün spordaki şiddeti sadece birkaç taraftarın “taşkınlığı” olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Bu, toplumun genelinde biriken öfkenin stadlarda patlamasından başka bir şey değildir.
Sokakta adaletsizlik gören, haksızlığa uğrayan, geçim sıkıntısı çeken birey; statta bu bastırılmış duygusunu tezahüratla, küfürle, bazen de yumrukla dışa vurur.
Yani tribündeki öfke, aslında hayatın içinden taşan öfkenin bir yansımasıdır.
Bir diğer sorun, fanatizmin körleştirici etkisidir.
Takım sevgisi bir noktadan sonra “biz” ve “onlar” ayrımına dönüşür. Rakip artık bir sporcu değil, “düşman” olarak görülür.
Bazen de medya ve basın da bu körlüğe benzin döker.
Manşetlerde “hesap zamanı”, “intikam vakti” gibi ifadelerle sanki bir futbol maçına değil, savaşa gidiliyormuş izlenimi yaratılır.
Oysa sporun büyüklüğü, kaybetmeyi de onurla karşılayabilmektir
Kulüp yöneticileri sorumluluk bilinciyle değil, tribünlere ve taraftarına şirin görünme arzusuyla konuşur.
Hakem hataları büyütülür, federasyon kararları sorgulanır ama kimse aynaya bakmaz.
Çünkü suçlu aramak, sorumluluk almaktan her zaman daha kolaydır.
Şiddetin kökünü kazımak istiyorsak önce kültürel dönüşüm şart.
Çocuklara sporu sadece “kazanmak” olarak değil, “saygı göstermek” olarak öğretmeliyiz.
Okullarda centilmenlik dersleri verilmeden, medyada sorumlu dil kullanılmadan, kulüpler kendi özeleştirisini yapmadan bu sorun çözülmez.
Unutmayalım; sporu kirleten sadece yumruk değil, sessiz kalan dildir.
Sporun birleştiren gücünü yeniden hatırlamak zorundayız.
Tribünleri nefretin değil, kardeşliğin sesi yapmalıyız.
Çünkü gerçek zafer, rakibi yenmekte değil; öfkesine hâkim olabilen insan olabilmektedir.
Futbol Federasyonu’nun da artık bu gidişata sadece cezalarla değil, eğitimle yön vermesi gerekiyor.
Şiddetin önüne geçmek, yasak koymakla değil, bilinç kazandırmakla mümkündür.
Genç futbolculara, ailelerine ve taraftarlara sporun anlamını, amacını, centilmenliğin değerini anlatan eğitim seminerleri düzenlenmeli.
Bunu yaparken de, bu sürecin en önemli parçası antrenörler olmalı.
Çünkü çocuk sahada ilk olarak topu değil, antrenörünün davranışını örnek alır.
Antrenörler, sadece teknik bilgi değil; saygı, sabır ve hoşgörüyü de öğretebilen rol modeller olmalıdır.
Sporun kalbine barış tohumları, ancak bu üçlü sacayağıyla — aile, antrenör ve federasyon işbirliğiyle — ekilebilir.






YORUMLAR